mustafa der ki...

Zamanı biz uydurduk

13 Ağustos 2013 / Mustafa Dokumacı

Bilim

Ahşap üzerine mineflo yer döşemeli, 86 model bir MAN’da geldi aklıma bu. Aylık akbilin halk otobüslerinde geçmediği öğrencilik yıllarımda, bir İETT otobüsündeydim. Yanımızdan geçen arabaların farklı hızlarda dönen tekerlerine bakarken, hız kavramının zaman üzerinden tanımını düşünüyordum.

Yan yana giden iki arabadan biri öbürünü geride bırakıyorsa, daha hızlı gittiğini anlıyoruz. Bu yalın gözlem. Ne kadar daha hızlı gittiğini anlamak için aynı sürede aldıkları yolu karşılaştırıyoruz. Birinci saatin sonunda 150 km yol gitmiş olan araç, 100 km yol gitmiş olandan bir buçuk kat hızlı diyoruz. Aynı hızla devam ederlerse ikinci saatin sonunda hızlı olanın toplam 300, yavaş olanın 200 km yol almış olması gerektiğini hesaplıyoruz.

 

Peki diyorum; arabaların ikisi birden, birinci saatin sonunda, gözlemciyi kandırmak için çaktırmadan hızlarını yarıya düşürse; hızlı olan aracın 300, yavaş olanın 200 km yolu bitirdiği an, gözlemcinin hesabına göre ikinci saatin bitmesi gerekirken, aslında üçüncü saat bitmiş olsa; gözlemci bunu anlayabilir mi? Düşünüyorum, referans alabileceği başka bir zaman ölçer, örneğin kolunda bir saati varsa evet anlayabilir diyorum.

Ya gözlemcinin saati de hileli olsa, arabalarla birlikte saatin motoru da yarı hıza düşse, gözlemci hileyi yine de anlayabilir mi? İyi bir biyolojik saati varsa, yine anlayabilir diyorum. “Bu ikinci saat ilkine göre biraz fazla mı sürdü ya” deme şansı var.

Bir adım daha ileri gidip, gözlemcinin beynindeki ilgili kimyasal reaksiyonların da yarı hıza düştüğünü varsaysak, yani biyolojik saatini de kolundaki saati gibi yavaşlatsak, aslında üç saat geçtiğini anlama şansı kalır mı? Referans alacağı başka bir şey kalmaması durumunda anlayamayacağını sanıyorum.

O zaman diyorum, atomun çekirdeği etrafında dönen elektronlar dahil, evrendeki bütün hareketler birden aynı oranda hız değiştirmiş olsa, örneğin içinde yaşadığımız şu saat bir önceki saate göre iki kat hızlı geçiyor olsa, bunu ölçebilecek ve gözlemleyebilecek hiçbir aracımız bulunmadığından, haberimiz bile olmazdı. Çünkü bütün zaman ölçüm araçlarımız, hızların göreceliliğine dayanıyor. Yani dünya güneşin etrafında bir tur atarken bir yıl yaşlanıyoruz, saatimizin yelkovanı bir tur atarken dişçide bir saat sıra bekliyoruz. Ya da 1 kg uranyum elementinin 5 gramı parçalanırken, bilmemkaç metre yükseklikten bırakılan taş yere düşüyor. Atomik saat bile bir hareketi baz aldığına göre, herşey birden aynı anda ve aynı oranda hız değiştiriyor olsa bunu algılama şansımız yok. Bu da demektir ki böyle hız değişiklikleri aslında sürekli oluyor olabilir. Aksini iddia edemeyiz.

Bu bilinmezlik büsbütün zaman algımızı sorgulamama neden oluyor. Hiçbir şey hareket etmese de kesintisiz akıp giden bir zaman olduğunu düşünmeye meyilliyiz. Aslında zaman bir türev kavram, bir şeyler hareket ettiği için ortaya çıkıyor. Hiç hareketin olmadığı bir yerde zaman ilerlemez. Bilgisayarda space’e basıp akıp giden filmi hareketsiz bir fotoğraf karesine çevirdiğinizde, filmde zamanın durması gibi.

Muon Deneyi diye bir şeyi, ancak bir kaç yıl sonra duyuyorum. Einstein’ın meşhur izafiyet teorisini merak ettiğimi ama hakkında duyduğum şeyleri çok anlaşılır bulmadığımı söylediğim zaman, o gün çalıştığım yerin CTO’su olan Ömer Abi anlatıyor. Yazılım sektöründe çalışmanın bir avantajı da bu. Her zaman bu tür merak ettiğin şeyleri bilen birilerini kolaylıkla bulabiliyorsun.

Muon, yarılanma ömrü mikrosaniyeler seviyesinde kısa olan bir atomaltı parçacık türü. 10 km yükseklikten dünyaya doğru saçıldığında, yeryüzüne ulaşması beklenen miktarı hesaplanabiliyor. Saçılma hızı ışık hızına çok yakın olduğu için yine mikrosaniyeler içinde dünyaya ulaşıyor. Fakat nedense hesaplanandan çok çok daha fazla miktarda muon parçacığının yere indiği görülüyor. Yani ya muon parçacıklarının yarılanma ömrü bu saçılma esnasında uzuyor, ya da zaman onlara daha yavaş geçiyor. Parçacığın yarılanma ömrü değişemeyeceğine göre zaman onlara yavaşlıyor diyorlar.

Bunu öğrendiğim zaman ilk tepkim şöyle oluyor: “Neden parçacıklar daha yavaş yarılanıyor olmasın? Belki de hızlı hareket eden şeylerin içindeki bütün hızlar azalıyordur.”

Sonra düşünüyorum, “zaman daha yavaş ya da daha hızlı geçiyor” ne demek ki? Zaten zaman bir türev kavram değil mi? Evrenin tamamı için düşündüğüm, bütün hareketlerin birlikte hızlanması ya da yavaşlaması nasıl o evrenin içinde gözlenen zamanı hiç etkilemiyorsa, hareket eden her sistemi küçük bir evren olarak düşündüğünde, aynı durum ortaya çıkacak. Yani muon parçacıkları için dünyaya doğru saçılırken zaman yavaşlıyor demekle, yarılanma hızları dahil o sistemin içindeki bütün hızlar azalıyor demek arasında hiçbir fark yok. Zaman demek zaten hep “gözlenen zaman” demek. O sistemin içinden gözlenen zaman, dış dünyadan gözlenen zamana göre kısa olacak. Tıpkı arabaların katettiği mesafeyi gözleyen adamın üç saati iki saat hissetmesi gibi.

GPS uydularında çalışan atomik saatlerin doğruluğu, bugün yaygın olarak kullandığımız bütün konum belirleme sistemlerinin hassasiyeti açısından çok önemli. Uydularda atomik saat bile kullanılsa, zamanla dünyayla aralarında mikrosaniyeler boyutunda farklar ortaya çıkıyormuş. GPS uydularının saatlerini sürekli doğru tutabilmek için, hız farkına göre hesaplama ve düzeltme yapan kodlar çalışıyormuş.

Sadece uydular ve dünya değil, aslında az ya da çok her cisim sürekli hareket halinde. Böyle bakınca her cismin diğerinden bağımsız, kendine ait bir zaman kavramı olduğunu anlıyorum. Zaman aslında düşündüğümüzden çok daha afaki bir kavram ve çok daha göreceli. Göreceli demişken, ah evet adam boşuna izafiyet teorisi dememiş değil mi diyorum ve kendi çapımda aydınlanıyorum.

Yorum Yaz



Arama

Giriş Yapın

Yeni Üye Kayıt | Şifremi Unuttum

ufukta gezinir durur gözlerim
mazide yaşarım dünü özlerim
sansüre takılmış bütün sözlerim
yarın da söylerim hiç değiştirmem

Twitter
Facebook
Linkedin

Kategoriler