mustafa der ki...

Yedi yeşil erik

08 Haziran 2011 / Mustafa Dokumacı

Hikaye

Uff başım çok ağrıyor! Önümde beyaz örtülü bir masa var. Ben buraya ne ara geldim? Evet gerçekten çok ağrıyor başım, naproksen sodyum lazım, başka hiçbir şey geçirmez.

- Beyefendi bakar mısınız, belinde cop olan, siz evet.

İyi de, önce ben buraya ne ara geldim, bu adamlar kim, bu masada niye beyaz örtü var?

- Hah pardon, apranax var mıdır buralarda? Aprol de olur, apraljin, aprosen, ne varsa?

Hiç anlamıyor ama bu, boş boş bakıyor.

- İlaç ilaç, başım ağrıyor, ondan.

 

Aha döndü gidiyor, tamam vazgeçtim. Off baş ağrısından ortalığı net göremiyorum. Aa! Masada bir sürü yeşil erik var, tabak tabak. Görünce dişlerim kamaşıyor, hiç sevmem. Hangi akıllı bunları... Biri mi geliyor? Evet adamın birisi karşıdan yaklaşıyor. Diğerlerinin tavırlarına bakılırsa bu üstleri olmalı. Şey desem mi, sen yetkili bir abiye benziyorsun, haha! Yok burada espri yapmasam daha iyi gibi.

Karşıma oturuyor, güzel, konuşacağız demek ki. Gözüme bak gözüme, off başımın ağrısından ben bakamıyorum ki.

- Ad soyad?

Hah, ben konuşacağız zannediyordum, meğer adam üyelik formuymuş. Elinde bir kağıt, ona yazacak herhalde. Aksi gibi ben de üyelikle girilen siteleri hiç sevmem, sign up fobim var. Bir linki görmek için filan forumlara hep kardeşimin üyeliğiyle girerim. Her forumu açan maymuncuk gibi onun şifresi. Adam hala bakıyor, galiba cevap vermem lazım.

- Mustafa

- Soyad?

Ya, böyle tek tek soracaksın, sevmiyorum diyorum form doldurmayı, bir çırpıda söyler miyim hepsini.

- Dokumacı

Ana adı, baba adı, doğum tarihi, yavaş yavaş ilerliyoruz. Elimden geldiğince bekletiyorum, belki bir yerde bıkar. Yazmıyor ama kağıda, hatta, evet evet orada yazılı zaten her şeyim, doğrulama yapıyor sadece. Doğrulama? Tabii ya, bu bir kimlik doğrulama. Benim ben olduğumdan emin olmak istiyor. Demek ki başıma kötü şeyler gelecek.

- Yeşil erik yemediğin doğru mu?

Yeşil mürekkep kokusu alıyorum o an. Yani, belki yeşil değildir ama, mürekkep kokusunu nerede olsa tanırım. Alt katta matbaa var sanki, gazete filan basıyor olmalılar. Beyaz masa örtüsü üzerine yeşil erikler manşette.

- Papaz eriği mi?

- Hayır! Kesinlikle değil! Papazla filan ilgisi yok, yeşil erik, yeşil!

- Can eriği?

- O olabilir, ama konumuz bu değil, tam olarak yeşil erikten bahsediyoruz.

Bunun gelişini hissetmiştim, evet, böyle aniden olunca tuhaf oldu ama, bir gün buraya geleceğimi hep hissetmiştim. Nerede bir yeşil erik lafı açılsa, herkesin ağzı sulanırken, benim dişlerim kamaşır, yüzüm ekşir. Yeşil erik sevmediğimi söylediğim zaman da herkesin yüzü ekşir. Koro halinde bir aaa duyarım. Kim o yeşil erik sevmeyen, arkalardan birisi lafa karışır. Olur mu öyle şey canım, seversin, yeşil erik sevilmez mi? Tuzlayınca nasıl güzel olur. Biz onu bir de şey yaparız...

Hele ortama yeşil erik getiren olursa, kan çıkmaması için herkes adalete dikkat eder, kesinlikle bana da pay ayırırlar. Sevmiyorum ama ben, bana vermeyin. Olsun olsun o senin hakkın, dursun, belki yersin. İyi de sevmiyorum, sevmiyor olamaz mıyım yani? Çatık kaşlar bana bakar, anlayamadıklarını hissederim. Birisi çıkıp, öldürün bu farklı şeyi, insan değil bu diye bağıracak sanırım bir an. Yeşil erik sevmeyen insan olur mu? Evet, bunun gelişini kesinlikle hissetmiştim. Kalabalıklarla zıtlaşmayacaksın arkadaş, benim bu ömürde öğrendiğim budur. Sonra gelir erik dolu masanın başına oturursun. Ayıkla şimdi eriğin çekirdeğini. Çekirdeği oluyor muydu ki bunun?

- Yemiyorum evet, yani yiyemiyorum, dişlerim kamaşıyor.

- O bir şey mi, alışırsın ona, bir kere yesen. Yeşil erik yenmez mi?

- Bilmem, ben yiyemiyorum işte.

- Yersin yersin, daha önce hiç yemedin değil mi?

- Bir kaç kere denemiştim yemeyi ama...

- Hayır, yemedin daha önce, yemiş olsan bugün burada olmazdın, doğru söye yemedin!

- Ben yedim diye hatırlıyorum ama, sevmediğim için yarım bırakmışımdır belki.

- Yemedin! Daha önce yemedin! Yarım bıraktığın sayılmaz!

Manik atak sanırım bu. İkidir böyle patlıyor birdenbire. Çarpacağım ağzının üstüne... Hoop! Coplu adamlar bekliyor, sakin ol. Pür dikkat seyrediyorlar beni. Aa yeşil mi o coplar? Yeşil valla, harbiden yeşil.

- Şimdi, senin bu durumunu iki şekilde çözebiliriz. Birincisi kolay yoldan, ikincisi zor yoldan.

- Hangi durumumu, çözülecek bir problemim mi varmış?

- Var! Bunu tartışmayacağız, bir problemin var. Problemi olan tek insan da sen değilsin. Biz burada kaç kişiyi yeşil erik yemeye başlattık bilmiyorsun. Kendini özel zannetme. Basit bir problem bu. Güçlük çıkartmazsan göz açıp kapayıncaya kadar çözülecek ve özgür hayatına döneceksin.

- Peki, ne yapmam gerekiyor?

- Çok basit, bu eriklerden yedi tane yiyeceksin. Yedi tanesi yeterli, kitapta açık yazıyor. Yedi yeşil erik yiyen her insanın, hangi ırktan, hangi yöreden olursa olsun, yeşil erik problemi çözülür.

Susuyorum, burada çok etkilenmiş görünürsem belki yırtarım.

- İster uzak garp memleketlerinden gelen çakır gözlüler, ki onlardan bazılarının gözleri erik yeşilidir, ister uzak şark memleketlerinden gelen çekik gözlüler olsun, diyor kitap, ancak yeşil eriğin yedi tanesini bir kerede yiyenler kurtulacaktır bu dertten.

Çok etkileyici bir kutsal havaya bürünüyor. Burada ben de havaya girmeliyim, evet, beklentiyi hissediyorum, yeşil erik sevmediğimi söylediğimde kalabalıkların yadırgamasını hissettiğim gibi. Derin bir iç geçireyim mesela.

- Şimdi, ya güzellikle yiyeceksin yedi eriği, ya da zor kullanacağız.

Ama ben daha derin nefes almadan üstüne konuşursan öyle, olmaz ki.

- Yedi tane yiyorum ve serbestim öyle mi?

- Evet! Çok basit, gördün mü? Zaten burada kimseye zor kullanmak zorunda kalmadık. Kerpetenlerimiz, çekiçlerimiz aldığımız günkü gibi duruyor Bu da yeşil eriğin güzelliğinin ve üstünlüğünün bir ispatıdır. Bunu hep söylerim.

Ehh. Sanırım burada mantık hatalarını bulmak benim görevim değil. Yerim erikleri, giderim. Biraz zor olacak ama işkence görmekle kıyaslanmaz.

- Anlaştık. Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi. Doğru saydım değil mi?

Yedi eriği tabaktan alıp önüme diziyorum. Gözleriyle sayıyor, başıyla onaylıyor. Birinciyi alıp ağzıma atıyorum. Bu kadar methiyeye rağmen inanılmaz ekşi geliyor. Ekşi işte, sevmiyorum. Çok uzun zamandır ağzıma almamıştım ve insanların bu aradaki propagandaları bana neden sevmediğimi biraz unutturmuş. İşte bu yüzden sevmiyorum, şimdi çok iyi hatırladım. Dişlerimin kamaşmasından titreyeceğim sanki.

Buruş buruş yüzüme bakıp gülüyor, ağzı kulaklarına varacak. Şimdiye kadar hiç ikinciyi yememiştim. Yedi tane üst üste yiyince alışacak mıyım bakalım? Alışmasam da alışmış gibi yaparım, zor değil. Söylemem açıkça sevmiyorum diye, bana ayrılanı alır, gizlice çöpe atarım. Sonuçta yeşil erik sevmeden de yaşayabilirim dünyada.

Çekirdeği varmış bu arada. Masaya dizmeye başlıyorum, şimdilik üç oldu. Çıkarken bunların kitaplarından filan alayım, yeşil eriğin faydalarını anlatan bir şey. Kitaplığımın görünür yerine koyarım ve yaşarım. Kim bilecek aslında sevmediğimi. Yedinci çekirdek, evet, aslında sevmiyorum.

Yorum Yaz



Arama

Giriş Yapın

Yeni Üye Kayıt | Şifremi Unuttum

ufukta gezinir durur gözlerim
mazide yaşarım dünü özlerim
sansüre takılmış bütün sözlerim
yarın da söylerim hiç değiştirmem

Twitter
Facebook
Linkedin

Kategoriler