mustafa der ki...

Hayat Kategorisine Ait Yazılar

Sevmiyorum Rekabeti

31 Mayıs 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Kağıda önce bir x yazıyordum, daha hoca problemi okumaya başlamadan. Bahçesi yağmurda bataklığa dönüşmüş okulumda, kareli defterde nokta oynamaktan bile daha zevkli olan tek şey buydu: Matematik dersinde bütün sınıfa karşı Nuri ve ben. Nuri sıra arkadaşım, pek kimseye karışmaz, sakindir, ama kızdırırsan çok tehlikeli olabilir ve daha önemlisi çok hızlı denklem çözer, ki beni ilgilendiren kısmı da bu.

Önce kağıda bir x yazıyorum, hoca problemi okudukça yanına, üstüne, ötesine berisine değişik rakamlar ve işlemler ekliyorum. Soru bittiğinde denklem de kurulmuş oluyor, hemen kağıdı Nuri’ye uzatıyorum. Nuri ışık hızında filan çözüyor denklemi ve sayı ortaya çıktığı anda ikimiz birden parmaklarımızı tavana saplıyoruz. Hatta ben çözümün son saniyelerinde kaldırıyorum bazen parmağımı, rekabet var çünkü, bütün sınıfa karşı Nuri ve ben. Voltranı oluşturuyoruz birlikte, bir kol ve bir elden oluşuyor, tavana saplanmış bir parmaktan. Hoca bizden bıktığı için başkalarına söyletiyor sonucu, yanlış söylüyorlar, biz parmaklarımızı sallayarak çıldırıyoruz. Gökyüzü gri bulutlarla kapalı, tepemizde floresanlar yanıyor, kırk kişilik sınıfın kapı tarafında, en arka sıradayız ve mutluyuz. Hele misafir varsa o gün evde, ders bitince J9 servisimle milyon tane kirli arabanın arasından geçerek keklere ve kurabiyelere doğru gideceğim için ben daha mutluyum.

Devamı... (1 yorum)

Uslandırılamayan çocuklar

16 Mayıs 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Üzerinde isimler, rütbeler yazan bir sürü kapı vardı. En gösterişlisindeyse, kırmızı levha üzerine tamamı büyük sarı metal harflerle, yalnızca KOMUTAN yazıyordu. Biz er ve ercikler için orada komutmayan yoktu aslında, ama konuşurken bile yalnızca “komutan” diye bahsedilen bu orta yaşlı adam, sanırım en komutanlarıydı, “the komutan” yani.

İçinden gelmeyerek söylediğin marşları, içinden gelmeyerek söylediğin için suçlanabileceğin bir yerde, kimliğim ve kişiliğim hiçe sayılırken ve buna rağmen çakmak çakmak gözlerle ufka bakmam (ne demekse) beklenirken benden, buydu için için düşündüğüm. Burada ismi konulan ve somutlaştırılan, ama ismi konulmadığı yerlerde de en az bu kadar etkili olan “the komutan” lar dünyasında yaşıyordum aslında. Sönmüş gibi görünen ama için için yanan, hep de yanmış olan bir közdüm buzdolabında.

Devamı... (0 yorum)

Ekskavatör seyreden çocuk

06 Mayıs 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Fatih’in dar ve kalabalık sokaklarında bir çocuktum seksenlerin sonunda. Hidrolik delicilerle orası burası sürekli kazılırdı sokaklarımızın ve ben çukurları atlayıp adalara basarak ilkokulun ilk sınıflarına giderdim. Kamyonetin yedeğinde çekilebilen tekerlekli bir kompresör, mazotu çıktığı kadar bağırır, gümbürdedikçe ürettiği basınçlı hava, kalın bir hortumdan T şekilli el tipi deliciye gelirdi. Asfalta yeni bir delik açmak için, kolları kas yapmış ve erken yaşlanmış bir doğulu, taşlı yolda giden bisikletin gidonu gibi zıp zıp zıplayan canavarı zapt etmeye çalışırdı.

Devamı... (0 yorum)

Arı sokmamışlık özlemi

28 Nisan 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Yanımda bir arkadaşım vardı, evimizin mutfağıyla balkonunu ayıran tülü aralamak için elimi attığımda. O hareketi belki milyonuncu kez yapıyordum, ama ilk defa o gün tülde yolunu şaşırmış bir bal arısı beni bekliyordu. “Ah” deyip can havliyle çektim parmağımı, arı korkmuş, parmağımı sokmuştu. “Ne oldu?” dedi arkadaşım, “Bir şey yok, arı soktu” dedim, her gün arı sokuyormuş gibi artislik yaptım. Şiş parmakla akşama kadar dolaştım, bir şey olmamış gibi davrandım.

Aslında bir şey olmuştu, parmağıma değil ama dokunulmazlığıma. O gün yaşadığım, sembolik olarak çok önemli bir kayıptı. Çevremde bir sürü arı sokmuş insan vardı, bense “arı sokmamış” bir insan olarak ayrıcalıklıydım o yaşıma kadar, belki on üçtü yaşım. Bu ayrıcalığım öyle ansızın, hani arı girmiş arabada veya sınıfta “ha soktu ha sokacak” tedirginliği yaşarken de değil, maç sonrası taraftar kurşunuyla vurulur gibi, balkonun tülünü aralarken birden bire bozulunca, üzerimdeki koruma kalkanlarına ve onların kesintisiz güç kaynaklarına olan güvenim bir anda dip yapmıştı. Yani ben de mi arı sokabilir, taş düşebilir bir insandım? On üç yaşında mıydım bilmiyorum ama artık dokunulmaz değildim. Daha sonra bir başka arı göz kapağımdan sokacak ve bir hafta tek gözüm kapalı dolaşacaktım ama, o gün hissettiğim yıkımı artık hissetmeyecektim.

Devamı... (1 yorum)

Etiketler: hayat, ölüm, güven

Valiz dolap otobüs

24 Nisan 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

İlk kez evden ve aileden uzak bir yerde kalmak üzere on beş günlüğüne bir yaz kampına gittiğimde, on bir – on iki yaşlarındaydım. Aslında pek gitmek istemiyordum, yok gerçi biraz istiyordum, gideceğiz diye sevinen şen şakrak arkadaşların arasındayken, gündüzken filan, ama geceleri istemiyordum orası kesin.

Kalacağımız yerde bir dolabım olacağını biliyordum. On beş gün beni idare edecek bir valiz hazırlıyordu annem. Bense daha gitmeden, o eşyalarla nasıl başedeceğimin derdine düşmüştüm. On beş gün için dolaba yerleşmek, bir düzen kurmak, sonra dönüşte tekrar valizi yerleştirmek gözümde büyüyordu. Annemin valizi yerleştirme ve sığdırma çabalarını seyrederken, aynı şeyle dönüşte yalnız başıma uğraşmak zorunda kalacağımı düşünüyordum ve kendimi o durumda hayal etmek beni yoruyordu. Bunun başlıca sebebi elbette işin zorluğu değil, başkasının yapmasına alışık olduğum bir işi kendim yapmak zorunda kalmanın getirdiği bir hayat standardı kaybı, alışkanlık bozulmasıydı.

Devamı... (1 yorum)

Etiketler: hayat, pişmanlık

  • 30 adet yazı bulundu. Toplam 6 sayfa.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6

Arama

Giriş Yapın

Yeni Üye Kayıt | Şifremi Unuttum

ufukta gezinir durur gözlerim
mazide yaşarım dünü özlerim
sansüre takılmış bütün sözlerim
yarın da söylerim hiç değiştirmem

Twitter
Facebook
Linkedin

Kategoriler