mustafa der ki...

Kahrolsun “bağzı” şeyler

18 Haziran 2013 / Mustafa Dokumacı

Hayat

“Gördüğüm şey bir haysiyet savaşıydı.” dedi yaşlı kadın, telefonla bağlandığı canlı yayında. O güne kadar duyduğum en güzel tanımı yaptı böylece. İnsanlar yoksulluğa dayanabiliyor ama enayi yerine konulmaya dayanamıyorlar; zor şartlarda yaşayamaya alışabiliyor ama itibarsız yaşayamıyorlar. Sanırım insanların çoğu için onur, fiziksel konfordan önemli. En konformist insanı bile sadece gururunu kırarak kavgaya sokabiliyorsun. Gerekli olan cesaret, uygun şartlar altında kendiliğinden gelip ekleniyor. Kaybedecek pek çok şeyi olan bir insanı, göz gözü görmeyecek kimyasal dumanın içinde, “Biber gazı oley!” diye bağırtıp zıplatabiliyorsun.

 

Kesinleşen rakamlarla 4 insanın öldüğü, onlarcasının ölmekten beter duruma geldiği, yaralı sayısının on bine yaklaştığı Gezi Parkı olayları sırasında, aynı topraklarda sadece trafik kazalarında daha çok insan ölmüş ya da yaralanmış olabilir. Fakat trafik kazaları insanları bu şekilde galeyana getirmiyor. Polis tarafından yerde tekmelenen, kollarından tutulmuş sürüklenerek götürülen bir insan gördüğünde, onun çektiği fiziksel acıdan çok, topluluk önünde yaşadığı aşağılanmayla empati kuruyor insan. Polis onlarca avukatı, kollarını kıvırıp kafalarını öne eğerek götürdüğünde, insanların içini kol acısından başka bir acı yakıyor. Şehrin meydanını ele geçirince, meydanın simgesi olmuş binanın çatısından ilk sarkıtılan pankartta “Boyun Eğme” yazıyor ve bu pankart bir siyasi partiye ait olmasına rağmen, herkesin duygularına bu yüzden tercüman oluyor ve tam destek alıyor.

İnsanlar sonu gelmez bir adalet arayışı içindeler ve bu istekleri gördükleri haksızlığın boyutuna göre diğer herşeyin önüne geçebiliyor. Haklı tepkilerle başlamış hiçbir hareketin şiddet ve baskıyla bitirilememesi işte bu yüzden. Baskı uygulayan tarafın ya soykırım yapması gerekiyor ya da insanların itibarını iade etmesi. Bir kere haysiyeti için savaşmaya başlamış kitleler, baskı gördükçe daha fazla cesaret kazanıyor ve kalabalıklaşıyor. Giderek organize oluyor, konforunu ve hayat standartlarını kaybetmek pahasına mücadeleye devam ediyor. Sonunda neye dönüştüğüne kendisi bile şaşırıyor. Bu kaçınılmaz bir süreç.

Yöneticiler onuruna en çok düşkün eğitimli kitleyi, bir yandan böcek gibi ilaçlayıp, su sıkarak şehrin yağmursuyu giderlerine süpürmeye çalışınca; bir yandan da bu manzarayı çeşitli oyun ve düzenlerle manüple ederek geniş halk kitlelerine kendini haklı, ezdiği insanları haksız göstermek için çırpınınca; bu insanlar her şeyden çok kendilerine giydirilen bu haksız imaja kızıyor ve bütün enerjilerini kullanarak tepki gösteriyorlar. Bu tepkiyi göstermek için gerekirse canlarını bile riske atabiliyorlar.

Kibirli yönetici, kendi kibrinden vazgeçmedikçe bu tepkiden kurtulamayacağını görüyor ve başka bir yola başvuruyor. Efeliğinden zerre ödün vermeden savaşı kazanmak için, kibrini düşmanlarına da bulaştırmaya çalışıyor. Bu onun geçmişte defalarca sonuç aldığı yol, bildiği yoldan gidiyor. Şehrin en büyük meydanında miting yapıp en olmadık yerlerden insanları neden topluyor biliyor musun? Gövde gösterisi yapmak için değil, “gövde gösterisi yapamamak için”.

Pazar gününden beri bütün öfkeni, “.tünün gılı” yla dalga geçmene dönüştürmek onun en büyük başarısı. “Bidon kafalı” ve “göbeğini kaşıyan adam” da dediğin anda kendi fişini çekeceksin. Senin kitlesel haysiyet savaşın bitecek, başkalarının kitlesel haysiyet savaşı başlayacak. Bunu başlatmak için kimseye vurup kırmana da gerek yok. Taksim’de bir duvarda, “Seni sen bitirdin Tayyip” yazıyordu. Seni de bitirecek tek şey senin kibrin olacak. Süper zeki bile olsan, kibrinden vazgeçmedikçe alçakgönüllü bir aptal kadar sempatik olamazsın. Bazı yanlışlar kimileri için kaçınılmaz korkarım, “olduğun” şeyden kaçamazsın.

Yorum Yaz



  • 2 adet yorum bulundu. Toplam 1 sayfa.
  • 1

ikincisi

03 Temmuz 2013 21:04:17

İnsanların kibri, insanları alaşağı eder. İnsanların kibri insanları gerçeklerin üzerine göz alıcı olan şalların örtmesine de olanak tanır. Çünkü kibir denilen şey belli belirsiz bir sis gibidir. Gelir çöker ve nezaman gelip çöreklendiğini bilemezsin. Ve şimdi gözlemlediklerinden, bizzat gözlerimin gördüğünden çıkardıklarım şu oldu. Kibir dörtbaşı mamur her tarafta kol geziyor. Öyle ki kibir artık içinde önlemenez bir kini de barındırıyor. Yeşilin beyaza, akın karaya kini... Niyesi, şöylesi böylesi benim kanaatimce anlamsız kalıyor. Çünkü hep bir hor görme, bir ötekilerştirme ve aşalağıma içinde yuvarlanıyoruz hepbirlikte. Çünkü fikir beyan etmek bir takımı tutmaktan öteye gitmiyor. Bu yüzden de holiganvari bir havaya bürünüyor her fikir. Acımasız, insafsız ve yargısız. Herkes sadece kendi

birisi

18 Haziran 2013 14:34:53

Mustafa saçmalamışsın.

  • 2 adet yorum bulundu. Toplam 1 sayfa.
  • 1

Arama

Giriş Yapın

Yeni Üye Kayıt | Şifremi Unuttum

ufukta gezinir durur gözlerim
mazide yaşarım dünü özlerim
sansüre takılmış bütün sözlerim
yarın da söylerim hiç değiştirmem

Twitter
Facebook
Linkedin

Kategoriler