mustafa der ki...

`çocukluk´ etiketine sahip yazılar

Tümevardım tüm yoktu

31 Aralık 2012 / Mustafa Dokumacı

Hayat

“Meselem” yazıyordu inşaatın duvarında, kimbilir nerede, hangi mahalle arasında. Kesin bir anlamı olmalıydı bu yazının. Sadece o yazının değil, herşeyin bir anlamı olmalıydı benim için. Çünkü ilk yüz bin sorusuna tereddütsüz cevaplar almış küçük bir çocuktum ve henüz sormadıklarımın da öyle açık, öyle net cevapları vardır sanıyordum.

Herşeyin bir anlamı olmalıydı. Yarım kalmış bir cümle miydi bu? “Meselem şudur” yazacaktı da boyası mı bitmişti meçhul failin? Bilemiyordum.

Devamı... (1 yorum)

Sabun tozlu T cetveli

18 Temmuz 2012 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Ortalıkta kalabalık etmesin diye perdenin arkasına saklanmış, ütü masası gibi dikey eşyalardan birisiydi evimizde T cetveli. Kimileri için başka bir dünyaya ait ve ne işe yaradığı belirsiz bir cisimken, bizde bir değil iki tane birden vardı. Birisi az yıpranmış, diğeri daha iyice ve ikisi de ahşap.

O yıllarda babam, mekanik tesisat projeleri çizen bir makine mühendisi. Mesai dışı evde çizmek için fazladan proje işleri alıyor. Salondaki masaya yapıştırıp aydıngerleri, akşamdan akşama çizerek bitirmeye çalışıyor. Erken yatıp erken kalkmayı sevdiği için de uzayıp gidiyor projeler. Yemek masasında sürekli yapışık duran aydıngerler, kalabalığı ve düzensizliği sevmeyen annemi o kadar rahatsız ediyor ki, çabuk bitsin diye oturup o da öğreniyor teknik resmi ve T cetveli kullanmayı.

Devamı... (2 yorum)

Ekmek almak, çocuk kalmak

05 Eylül 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

“Kokladım gecelerce, bıraktığın eşya ve boş evi. Uzanamadı elim telefona, defalarca gidip geldim.”

Bu sözleri ilk kez, ya DAF ya Volvo, iki katlı bir otobüsün üst katında duydum. Radyodan Tarkan söylüyordu. Yıllar sonra hatırladığım bir kaç kelimeyle internetten buldum, adı İkimizin Yerine’ymiş. Şimdi ne zaman duysam, camdan babama baktığım o ana geri dönüyorum.

Ebeveyn kaybı objenin, çocuk kaybı projenin kaybıdır diyor Irvin Yalom, Aşkın Celladı kitabının bir yerinde. Tatlı küçüklük anılarımızı en iyi hatırlayan insanlar ailemizin büyükleridir, onları kaybettiğimiz zaman, onların hafızalarında yaşayan güzel günlerimizi, yani geçmişimizi kaybettiğimizi hissederiz. Geçmişi kaybetmek kuşkusuz üzücüdür, travmatik etkisini reddedemeyiz. Daha üzücü olansa geleceği, gelecekle ilgili hayallerimizi üstüne kurduğumuz çocuklarımızı kaybetmektir. Çocuklar, geleceğe dair projelerimizdir, kendi yaşamımıza sığmayan, kendi olamadığımız şeyleri olmaları için onları yetiştirir, bizi devam ettirmelerini, ölümsüzleştirmelerini bekleriz. Halbuki hiçbir insan bir başkasının projesi olarak yaşamak istemez. Özetle, çocuk ölümünü atlatmak, en başta yapılan yanlışı düzeltip, çocukların bağımsız bireyler olduklarını kabul etmekle başlar diyor.

Devamı... (1 yorum)

Uslandırılamayan çocuklar

16 Mayıs 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Üzerinde isimler, rütbeler yazan bir sürü kapı vardı. En gösterişlisindeyse, kırmızı levha üzerine tamamı büyük sarı metal harflerle, yalnızca KOMUTAN yazıyordu. Biz er ve ercikler için orada komutmayan yoktu aslında, ama konuşurken bile yalnızca “komutan” diye bahsedilen bu orta yaşlı adam, sanırım en komutanlarıydı, “the komutan” yani.

İçinden gelmeyerek söylediğin marşları, içinden gelmeyerek söylediğin için suçlanabileceğin bir yerde, kimliğim ve kişiliğim hiçe sayılırken ve buna rağmen çakmak çakmak gözlerle ufka bakmam (ne demekse) beklenirken benden, buydu için için düşündüğüm. Burada ismi konulan ve somutlaştırılan, ama ismi konulmadığı yerlerde de en az bu kadar etkili olan “the komutan” lar dünyasında yaşıyordum aslında. Sönmüş gibi görünen ama için için yanan, hep de yanmış olan bir közdüm buzdolabında.

Devamı... (0 yorum)

Ekskavatör seyreden çocuk

06 Mayıs 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Fatih’in dar ve kalabalık sokaklarında bir çocuktum seksenlerin sonunda. Hidrolik delicilerle orası burası sürekli kazılırdı sokaklarımızın ve ben çukurları atlayıp adalara basarak ilkokulun ilk sınıflarına giderdim. Kamyonetin yedeğinde çekilebilen tekerlekli bir kompresör, mazotu çıktığı kadar bağırır, gümbürdedikçe ürettiği basınçlı hava, kalın bir hortumdan T şekilli el tipi deliciye gelirdi. Asfalta yeni bir delik açmak için, kolları kas yapmış ve erken yaşlanmış bir doğulu, taşlı yolda giden bisikletin gidonu gibi zıp zıp zıplayan canavarı zapt etmeye çalışırdı.

Devamı... (0 yorum)

  • 5 adet yazı bulundu. Toplam 1 sayfa.
  • 1

Arama

Giriş Yapın

Yeni Üye Kayıt | Şifremi Unuttum

ufukta gezinir durur gözlerim
mazide yaşarım dünü özlerim
sansüre takılmış bütün sözlerim
yarın da söylerim hiç değiştirmem

Twitter
Facebook
Linkedin

Kategoriler