mustafa der ki...

Ayna kağıt insan

25 Nisan 2013 / Mustafa Dokumacı

Hayat

“Güzel kağıtlara güzel yazılar yazmak mümkün değil bence, bütün güzel yazılar, saman kağıtlara yazılır. Güzel kağıtların, üzerine yazacaklarının güzelliğinden bir şeyler çalması kaçınılmaz. Kağıt güzel olduğu için, yazdıkların o kadar başarılı olmasa da sonuç gözüne güzel gözükür ve daha iyisini yazmak için çabalamazsın.”

Lisede elime geçen görece fiyakalı bir deftere, kendimi eleştirmek için yazmışım bunu. Görece fiyakalı diyorum çünkü moleskine filan değil, sıradan bir promosyon defter, o gün için güzel gözükmüş. Bu tür genellemelerin her zaman çok sayıda istisnaları var, biliyorum. Yine de hiç yokmuş gibi genelleyebilmek, hayatın tatlarından birisi diye düşünüyorum.

 

Kafamdan aynı düşüncenin insanlara uyarlanmışı geçiyordu ki bu gençlik tezimi hatırladım. Bir yaştan sonra insan, yeni tezler üretmeyi bırakıp elindeki tezleri farklı alanlara uygulamaya başlıyor belki, bilmiyorum. Aynı kağıtlar gibi, insanların da dış güzellikleri arttıkça, iç derinliklerinin kaçınılmaz bir şekilde azalmaya mahkum olduğunu düşünüyordum tam olarak. İnsan kendisini neden geliştirir, neden daha bilgili, daha zeki, daha becerikli ya da daha anlayışlı olmak için çabalar? Belki biraz merak, biraz kendini gerçekleştirme güdüsü ama bence en çok başkalarına yaranmak için. Eğer doğuştan şanslıysan, neden kendini yorasın ki? Tabii yine görecelilik önemli. İskandinav ülkelerinde doğan bir afet, Bağcılar’da polis koruması olmadan gezemeyecek bir yarı tanrı olsa bile, o estetik güzelliğin sıradan olduğu memleketinde, kendini geliştirmezse belki kimsenin ilgisini çekmeyecektir.

Lafa gelince herkes görünüşe önem vermediğini söyler. İnsanlar hakkında estetik değerlendirmeler yapmak, genel olarak hoş görülmeyen bir davranış, çünkü insan kendi dış görünüşünü kendisi seçemiyor ve kendisi pek değiştiremiyor. Herkes bunun farkında. En estetik gurusu ablalar bile, insan eleştireceği zaman kısık sesle ve çekinerek konuşur, lafın başına sonuna bir tövbe koyar.

Bu aslında bir ikiyüzlülük. Açıktan söylemediğin şeyleri içten içe bilmeye devam edersin ve bu bilginin davranışların üzerindeki etkisini engelleyemezsin. Sadece konusu açılınca söylemez, susarsın. Yani aslında dış görünüş hepimiz için önemli, hadi dürüst olalım, hem de çok önemli.

Aynanın keşfedilmesinin bu önemi artıran bir  numaralı etken olduğunu düşünüyorum. Eskiden tesadüfen bazı yansıtıcı yüzeylerde kendilerini görme imkanı bulan insanlar, aynanın keşfiyle, kişisel estetiklerini iyileştirmek için harika bir araç elde ettiler. Aynanın en büyük artısı, bence şimdiye kadar düşünülenlerden farklı olarak, gecikmeli etkileri sıfıra indirmesi.

“Sosyal bilimlerde gecikmeli etkiler çok önemlidir” demişti ekonomi hocası. Depremzedelerin hala geçici deprem konutlarında oturduğu yıllardı, ondan örnek vermişti. “Malzemeden çalan müteahhit, ilk büyük depreme kadar, insanları ucuza ev sahibi yapan bir halk kahramanı gibi görülebilir. Yaptığı evler yıkılıp insanlar ölünce, birden kötü adam olur, bileğine kelepçeyi takıp içeri atarlar. Bu adam suçu aslında ne zaman işlemiştir? Malzemeden çalarken. Hayatının bir kısmını neden halk kahramanı olarak yaşamıştır? Gecikmeli etkiler yüzünden. Bu adam eğer bir gemi kaptanı olsaydı ve gemisine taşıyabileceğinden fazla yük yükleseydi, gemi anında batardı ve hemen suçlu olurdu. Demek ki gecikmeli etkiler, olaylar arasındaki neden - sonuç ilişkisini kavramamızı güçleştirerek bizi yanıltıyor.”

Oyun bağımlıları iyi bilirler, oyuncunun en sevmediği şey lag’dir. Yaptığın şeyler anında oyuna yansımazsa, giderek başarın düşer ve oyundan soğursun. Lag’e rağmen başarılı oyuncu, diğerlerinden daha başarılı sayılır. Tıpkı karlı havada kaygan zeminde kaza yapmadan araba kullanabilen şoförün daha iyi şoför sayılması gibi. Çünkü kaygan zemin, şoförün işini en çok lag yaparak zorlaştırır.

Yazılımcılar da iyi bilirler, yazdığın kodu çalıştırıp denemek ne kadar uğraştırıcıysa, hatalarını o kadar zor bulursun. Yaptığın değişikliklerin sonucunu ne kadar canlı görebiliyorsan, o kadar hızlı ve temiz çözümler üretirsin. Hatta Bret Victor diye bir amca vaktiyle bu etkiyi çok başarılı bir şekilde anlatarak pek çok yazılımcıya ilham kaynağı olmuştu.

“Ayna karşısında yüz ifadenin kusurlarını düzeltmece” kadar düşük lag'li bir oyun daha olduğunu sanmıyorum. Ayna bize o kadar yüksek hızda bir geri bildirim sağlıyor ki, saniyeler içinde, belki bir çoğunun farkında bile olmadan yüz ifademizin kimbilir kaç değişik şeklini deneyip, beğenmediklerimizden hemen vazgeçerek, ideal kas gerilim kombinasyonuna ulaşıyoruz.

“Fotoğraflarda güzel çıkmıyorum. Hiç aynada gördüğüm kendime benzemiyorum.” diye bir fenomen var örneğin. Bunun tek nedeninin, aynanın sıfır gecikmeyle sonucu göstermesi olduğunu düşünüyorum. İnsanlar kamera karşısında yüzlerine nasıl bir ifade yerleştirmeleri gerektiğini kestiremiyorlar. Kör kör denerken de yapmacık ifadeler ortaya çıkıyor. Aslında insanoğlu buna bir çözüm buldu çoktan. Artık herkes en şekil fotoğrafını ayna karşısında çekiyor. Ayna karşısında fotoğraf çekmenin nasıl bu kadar yaygınlaştığını hiç düşündün mü? Sadece bir ergen modası olduğunu düşünüp kolaya kaçabilirsin. Bir avantajı olmasa bu kadar kolay yaygınlaşmazdı diye de düşünebilirsin. Aynadan çekilmiş fotoğrafları bir getir gözünün önüne. Hepsinde ne kadar kendine güvenli, ne kadar kararlı ve düzeltilmiş yüz ifadeleri var hatırla. Bu etkinin bilincinde olmayabilir kullananlar ama bence olay burada.

Bütün özelliği görüntüyü net bir şekilde yansıtmak olan basit bir araçken ayna, hakkında ne çok şiir yazılmış ne çok şarkı söylenmiş. Doğrudan aynaları muhatap alan şarkılar bile var. “Hüznüm sizde görünür / Saçım beyaz bürünür / Yaşarken de ölünür / Aynalar aynalar.” derken güftekarın tek derdi beyazlayan saçları bence, gerisi onun sonuçları ve şarkının sosu.

Ne var ki insanın her şeyi aynadan yansımaz, yalnızca gözle görülen özellikleri yansır. Ayna öncesi devirde, dış görünüşle ilgili geri bildirim için de başka insanlara, insanların gözlerine ihtiyaç duyuluyordu. Ayna sayesinde bu ihtiyaç ortadan kalktı, artık kimsenin çirkin olduğumuzu söylemesi gerekmiyor. Ama diğer bütün konular için hala başka insanlara ihtiyacımız var.

Ayrıca, aynanın sağladığı şey, gözü olan her insanın her zaman yapabileceği bir geri bildirim. Gözlem gerektirmiyor, empati gerektirmiyor. Aslında insanı, en iyi insan yansıtır. Fakat iç dünyamızı bize yansıtacak, çelişkilerimizi, kendi kendimizi kandırma girişimlerimizi gösterecek netlikte aynalar, insanlar arasında bile sık bulunan bir şey değil. Önceden de değildi, şimdi de değil. Bulunsa bile ayna hızında geri bildirim sağlaması, saniyeler içinde kendimizi düzeltmemiz filan hayal. Bildiğin hayal.

Sonuç olarak, güzel kağıt elde etmenin bu kadar ucuzladığı bir devirde, güzel yazmaya uğraşmak, fiyat / performans açısından hiç mantıklı olmuyor artık. Neden bana iç dünyamın çirkin yanlarını gösterecek ve bunu yaparken belki bir ayna acımasızlığıyla beni kıracak, derinliği olan insanlar arayayım ki şimdi? Manyak mıyım? Güzel alan derinliği verebilecek kadar diyafram açıklığı olan, 50 mm bir lens işimi görür. Profil fotoğrafım güzel olsun, gerisi kolay.

Yorum Yaz



Arama

Giriş Yapın

Yeni Üye Kayıt | Şifremi Unuttum

ufukta gezinir durur gözlerim
mazide yaşarım dünü özlerim
sansüre takılmış bütün sözlerim
yarın da söylerim hiç değiştirmem

Twitter
Facebook
Linkedin

Kategoriler