mustafa der ki...

`arkadaşlık´ etiketine sahip yazılar

Arabaya yürümek

17 Ocak 2012 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Yapacak bir işin olmadığında hayat çok sıkıcı, küçüklüğümden hatırlıyorum. O kadar sıkıcı ki, bütün bu işleri güçleri sırf canımız sıkılmasın diye uydurmuş olabiliriz. İnsanların maceralara ihtiyacı var ve en güzel maceraların içinde kesin yolculuk geçiyor. Çünkü her yolculuk başlı başına bir macera, özellikle toplu yapıldığında. İşte bu yüzden toplu taşımayı ve toplu taşıma araçlarını seviyorum. Otobüsleri, metroları, tramvayları, metrobüsleri ve vapurları. Taksileri ise hiç sevmiyorum, toplu olmamasından başka, araç olarak bildiğimiz arabaların kullanılması yüzünden sevmiyorum, çünkü arabaların çok kötü bir özelliği var, insanları ikiye ayırıyorlar, hem de çarpmadan. İkiden fazla arkadaş, bir arabaya doğru yürürken hep aynı gerginliği yaşıyorum: Birazdan ikiye ayrılacağız ve ne olduğumuz ortaya çıkacak.

Devamı... (0 yorum)

Sevmiyorum Rekabeti

31 Mayıs 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Kağıda önce bir x yazıyordum, daha hoca problemi okumaya başlamadan. Bahçesi yağmurda bataklığa dönüşmüş okulumda, kareli defterde nokta oynamaktan bile daha zevkli olan tek şey buydu: Matematik dersinde bütün sınıfa karşı Nuri ve ben. Nuri sıra arkadaşım, pek kimseye karışmaz, sakindir, ama kızdırırsan çok tehlikeli olabilir ve daha önemlisi çok hızlı denklem çözer, ki beni ilgilendiren kısmı da bu.

Önce kağıda bir x yazıyorum, hoca problemi okudukça yanına, üstüne, ötesine berisine değişik rakamlar ve işlemler ekliyorum. Soru bittiğinde denklem de kurulmuş oluyor, hemen kağıdı Nuri’ye uzatıyorum. Nuri ışık hızında filan çözüyor denklemi ve sayı ortaya çıktığı anda ikimiz birden parmaklarımızı tavana saplıyoruz. Hatta ben çözümün son saniyelerinde kaldırıyorum bazen parmağımı, rekabet var çünkü, bütün sınıfa karşı Nuri ve ben. Voltranı oluşturuyoruz birlikte, bir kol ve bir elden oluşuyor, tavana saplanmış bir parmaktan. Hoca bizden bıktığı için başkalarına söyletiyor sonucu, yanlış söylüyorlar, biz parmaklarımızı sallayarak çıldırıyoruz. Gökyüzü gri bulutlarla kapalı, tepemizde floresanlar yanıyor, kırk kişilik sınıfın kapı tarafında, en arka sıradayız ve mutluyuz. Hele misafir varsa o gün evde, ders bitince J9 servisimle milyon tane kirli arabanın arasından geçerek keklere ve kurabiyelere doğru gideceğim için ben daha mutluyum.

Devamı... (1 yorum)

Evdeki Bulgur

20 Nisan 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Sanırım on yaşındaydım, mahallede bisikletle dolaşıyordum. Bilgisayar ve internet öncesi çağda, yaz tatilinde bir çocuk nasıl vakit geçirebilir? Ben akşama kadar pedal çeviriyordum.

Bisiklete binen benden daha ufak bir çocukla karşılaştım. Biraz peşimden geldi, sonra yaklaşıp doğrudan lafa girdi: “Bakar mısın? Benimle arkadaş olmak ister misin?”

Nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Arkadaş olma sürecinin o şekilde işlediğini düşünmüyordum. Ben şaşkın ve sessiz ilerleyince, tekrar yaklaştı ve ikinci kez sordu: “Hey, baksana. Benimle arkadaş olmak istemiyor musun?”

Devamı... (0 yorum)

Maddi sevgiler, maddi üzüntüler

13 Nisan 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Acıklı hikayelerin beni en çok etkileyen noktalarında nedense maddi bir kayıp yer alıyor. “Dargın ayrılmayalım diye koştum sana dün, gözlerim vagonları dolaştı üzgün üzgün…” diye başlayan şarkıda örneğin, “Elimde kaldı yazık, çiçeklerimle mendil” mısrası çarpıyor beni. Vagonları dolaşıp sevdiğini arayan gözlerden çok daha açık bir umutsuzluk taşıyor elde kalmış çiçekler ve mendil. Çok daha peşin ve ölçülebilir bir kaybın göstergesi ve arkadan gelecek kayıpların habercisi.

Devamı... (1 yorum)

Etiketler: hayat, maddi, sevgi, arkadaşlık

  • 4 adet yazı bulundu. Toplam 1 sayfa.
  • 1

Arama

Giriş Yapın

Yeni Üye Kayıt | Şifremi Unuttum

ufukta gezinir durur gözlerim
mazide yaşarım dünü özlerim
sansüre takılmış bütün sözlerim
yarın da söylerim hiç değiştirmem

Twitter
Facebook
Linkedin

Kategoriler