mustafa der ki...

Ekskavatör seyreden çocuk

06 Mayıs 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Fatih’in dar ve kalabalık sokaklarında bir çocuktum seksenlerin sonunda. Hidrolik delicilerle orası burası sürekli kazılırdı sokaklarımızın ve ben çukurları atlayıp adalara basarak ilkokulun ilk sınıflarına giderdim. Kamyonetin yedeğinde çekilebilen tekerlekli bir kompresör, mazotu çıktığı kadar bağırır, gümbürdedikçe ürettiği basınçlı hava, kalın bir hortumdan T şekilli el tipi deliciye gelirdi. Asfalta yeni bir delik açmak için, kolları kas yapmış ve erken yaşlanmış bir doğulu, taşlı yolda giden bisikletin gidonu gibi zıp zıp zıplayan canavarı zapt etmeye çalışırdı.

Devamı... (0 yorum)

Arı sokmamışlık özlemi

28 Nisan 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Yanımda bir arkadaşım vardı, evimizin mutfağıyla balkonunu ayıran tülü aralamak için elimi attığımda. O hareketi belki milyonuncu kez yapıyordum, ama ilk defa o gün tülde yolunu şaşırmış bir bal arısı beni bekliyordu. “Ah” deyip can havliyle çektim parmağımı, arı korkmuş, parmağımı sokmuştu. “Ne oldu?” dedi arkadaşım, “Bir şey yok, arı soktu” dedim, her gün arı sokuyormuş gibi artislik yaptım. Şiş parmakla akşama kadar dolaştım, bir şey olmamış gibi davrandım.

Aslında bir şey olmuştu, parmağıma değil ama dokunulmazlığıma. O gün yaşadığım, sembolik olarak çok önemli bir kayıptı. Çevremde bir sürü arı sokmuş insan vardı, bense “arı sokmamış” bir insan olarak ayrıcalıklıydım o yaşıma kadar, belki on üçtü yaşım. Bu ayrıcalığım öyle ansızın, hani arı girmiş arabada veya sınıfta “ha soktu ha sokacak” tedirginliği yaşarken de değil, maç sonrası taraftar kurşunuyla vurulur gibi, balkonun tülünü aralarken birden bire bozulunca, üzerimdeki koruma kalkanlarına ve onların kesintisiz güç kaynaklarına olan güvenim bir anda dip yapmıştı. Yani ben de mi arı sokabilir, taş düşebilir bir insandım? On üç yaşında mıydım bilmiyorum ama artık dokunulmaz değildim. Daha sonra bir başka arı göz kapağımdan sokacak ve bir hafta tek gözüm kapalı dolaşacaktım ama, o gün hissettiğim yıkımı artık hissetmeyecektim.

Devamı... (1 yorum)

Etiketler: hayat, ölüm, güven

Valiz dolap otobüs

24 Nisan 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

İlk kez evden ve aileden uzak bir yerde kalmak üzere on beş günlüğüne bir yaz kampına gittiğimde, on bir – on iki yaşlarındaydım. Aslında pek gitmek istemiyordum, yok gerçi biraz istiyordum, gideceğiz diye sevinen şen şakrak arkadaşların arasındayken, gündüzken filan, ama geceleri istemiyordum orası kesin.

Kalacağımız yerde bir dolabım olacağını biliyordum. On beş gün beni idare edecek bir valiz hazırlıyordu annem. Bense daha gitmeden, o eşyalarla nasıl başedeceğimin derdine düşmüştüm. On beş gün için dolaba yerleşmek, bir düzen kurmak, sonra dönüşte tekrar valizi yerleştirmek gözümde büyüyordu. Annemin valizi yerleştirme ve sığdırma çabalarını seyrederken, aynı şeyle dönüşte yalnız başıma uğraşmak zorunda kalacağımı düşünüyordum ve kendimi o durumda hayal etmek beni yoruyordu. Bunun başlıca sebebi elbette işin zorluğu değil, başkasının yapmasına alışık olduğum bir işi kendim yapmak zorunda kalmanın getirdiği bir hayat standardı kaybı, alışkanlık bozulmasıydı.

Devamı... (1 yorum)

Etiketler: hayat, pişmanlık

Evdeki Bulgur

20 Nisan 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Sanırım on yaşındaydım, mahallede bisikletle dolaşıyordum. Bilgisayar ve internet öncesi çağda, yaz tatilinde bir çocuk nasıl vakit geçirebilir? Ben akşama kadar pedal çeviriyordum.

Bisiklete binen benden daha ufak bir çocukla karşılaştım. Biraz peşimden geldi, sonra yaklaşıp doğrudan lafa girdi: “Bakar mısın? Benimle arkadaş olmak ister misin?”

Nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Arkadaş olma sürecinin o şekilde işlediğini düşünmüyordum. Ben şaşkın ve sessiz ilerleyince, tekrar yaklaştı ve ikinci kez sordu: “Hey, baksana. Benimle arkadaş olmak istemiyor musun?”

Devamı... (0 yorum)

Maddi sevgiler, maddi üzüntüler

13 Nisan 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Acıklı hikayelerin beni en çok etkileyen noktalarında nedense maddi bir kayıp yer alıyor. “Dargın ayrılmayalım diye koştum sana dün, gözlerim vagonları dolaştı üzgün üzgün…” diye başlayan şarkıda örneğin, “Elimde kaldı yazık, çiçeklerimle mendil” mısrası çarpıyor beni. Vagonları dolaşıp sevdiğini arayan gözlerden çok daha açık bir umutsuzluk taşıyor elde kalmış çiçekler ve mendil. Çok daha peşin ve ölçülebilir bir kaybın göstergesi ve arkadan gelecek kayıpların habercisi.

Devamı... (1 yorum)

Etiketler: hayat, maddi, sevgi, arkadaşlık

  • 36 adet yazı bulundu. Toplam 8 sayfa.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8

Arama

Giriş Yapın

Yeni Üye Kayıt | Şifremi Unuttum

ufukta gezinir durur gözlerim
mazide yaşarım dünü özlerim
sansüre takılmış bütün sözlerim
yarın da söylerim hiç değiştirmem

Twitter
Facebook
Linkedin

Kategoriler