mustafa der ki...

Astronota binerek yükselmek

20 Temmuz 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Muzaffer amcanın Opel’inin, Faruk amcanın kaplumbağa vosvosunun, Cevat amcanın Şahin’inin ya da Şinasi amcanın Renault 11 Flash’ının arka koltuğundan dünyayı başka görmüyor olsaydım, caddelerinin rengarenk ışıklarına tutulur muydum şehrin? Dos ekran muhasebe programlarının nokta vuruşlu yazıcılardan biteviye fatura ve senet basmasından büyülenmeseydim, yazılım geliştirmeye heveslenir miydim?

Sadece yürüyen merdivene binmek için (evet binmek) annemle Aksaray’daki Ufi mağazasına gitmiyor olsaydık ya da 89’da ilk çalışmaya başladığında hafif metroya lunaparktaki trene binmeye gider gibi yalnızca turistik amaçlarla götürmemiş olsaydı babam bizi, hareket eden her türlü mekanik cihaza böyle ilgili olur muydum?

Devamı... (0 yorum)

Yazıyorsam beni gör diye

07 Temmuz 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Bir kadını aramak için üç gün bekleriz; çünkü İsa'nın beklememizi istediği süre budur.

How i met your mother’ın eski bölümlerinden birinde Barney’nin bu tiradı beni çok güldürmüştü.

Üç gün bekleme kuralını tamamıyla İsa başlattı. diyor Barney, Hayata dönmek için üç gün bekledi. Kusursuz bir plandı. Sadece bir gün beklemiş olsaydı birçok kişi onun öldüğünü bile duymamış olacaktı. Hepsi kalkıp: ‘Hey İsa, n'aber?’ diyecekti.

İsa da muhtemelen şöyle derdi: ‘N'aber mi?! Dün ölmüştüm ben.’

Sonra öbürleri de şöyle derdi: ‘Bana epey canlı gözüktün, dostum.’

Devamı... (2 yorum)

Yedi yeşil erik

08 Haziran 2011 / Mustafa Dokumacı

Hikaye

Uff başım çok ağrıyor! Önümde beyaz örtülü bir masa var. Ben buraya ne ara geldim? Evet gerçekten çok ağrıyor başım, naproksen sodyum lazım, başka hiçbir şey geçirmez.

- Beyefendi bakar mısınız, belinde cop olan, siz evet.

İyi de, önce ben buraya ne ara geldim, bu adamlar kim, bu masada niye beyaz örtü var?

- Hah pardon, apranax var mıdır buralarda? Aprol de olur, apraljin, aprosen, ne varsa?

Hiç anlamıyor ama bu, boş boş bakıyor.

- İlaç ilaç, başım ağrıyor, ondan.

Devamı... (0 yorum)

Sevmiyorum Rekabeti

31 Mayıs 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Kağıda önce bir x yazıyordum, daha hoca problemi okumaya başlamadan. Bahçesi yağmurda bataklığa dönüşmüş okulumda, kareli defterde nokta oynamaktan bile daha zevkli olan tek şey buydu: Matematik dersinde bütün sınıfa karşı Nuri ve ben. Nuri sıra arkadaşım, pek kimseye karışmaz, sakindir, ama kızdırırsan çok tehlikeli olabilir ve daha önemlisi çok hızlı denklem çözer, ki beni ilgilendiren kısmı da bu.

Önce kağıda bir x yazıyorum, hoca problemi okudukça yanına, üstüne, ötesine berisine değişik rakamlar ve işlemler ekliyorum. Soru bittiğinde denklem de kurulmuş oluyor, hemen kağıdı Nuri’ye uzatıyorum. Nuri ışık hızında filan çözüyor denklemi ve sayı ortaya çıktığı anda ikimiz birden parmaklarımızı tavana saplıyoruz. Hatta ben çözümün son saniyelerinde kaldırıyorum bazen parmağımı, rekabet var çünkü, bütün sınıfa karşı Nuri ve ben. Voltranı oluşturuyoruz birlikte, bir kol ve bir elden oluşuyor, tavana saplanmış bir parmaktan. Hoca bizden bıktığı için başkalarına söyletiyor sonucu, yanlış söylüyorlar, biz parmaklarımızı sallayarak çıldırıyoruz. Gökyüzü gri bulutlarla kapalı, tepemizde floresanlar yanıyor, kırk kişilik sınıfın kapı tarafında, en arka sıradayız ve mutluyuz. Hele misafir varsa o gün evde, ders bitince J9 servisimle milyon tane kirli arabanın arasından geçerek keklere ve kurabiyelere doğru gideceğim için ben daha mutluyum.

Devamı... (1 yorum)

Uslandırılamayan çocuklar

16 Mayıs 2011 / Mustafa Dokumacı

Hayat

Üzerinde isimler, rütbeler yazan bir sürü kapı vardı. En gösterişlisindeyse, kırmızı levha üzerine tamamı büyük sarı metal harflerle, yalnızca KOMUTAN yazıyordu. Biz er ve ercikler için orada komutmayan yoktu aslında, ama konuşurken bile yalnızca “komutan” diye bahsedilen bu orta yaşlı adam, sanırım en komutanlarıydı, “the komutan” yani.

İçinden gelmeyerek söylediğin marşları, içinden gelmeyerek söylediğin için suçlanabileceğin bir yerde, kimliğim ve kişiliğim hiçe sayılırken ve buna rağmen çakmak çakmak gözlerle ufka bakmam (ne demekse) beklenirken benden, buydu için için düşündüğüm. Burada ismi konulan ve somutlaştırılan, ama ismi konulmadığı yerlerde de en az bu kadar etkili olan “the komutan” lar dünyasında yaşıyordum aslında. Sönmüş gibi görünen ama için için yanan, hep de yanmış olan bir közdüm buzdolabında.

Devamı... (0 yorum)

  • 36 adet yazı bulundu. Toplam 8 sayfa.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8

Arama

Giriş Yapın

Yeni Üye Kayıt | Şifremi Unuttum

ufukta gezinir durur gözlerim
mazide yaşarım dünü özlerim
sansüre takılmış bütün sözlerim
yarın da söylerim hiç değiştirmem

Twitter
Facebook
Linkedin

Kategoriler